16.07.2023

Planetary Dans Ritüeli'nden Sonra... / 07.07.2017

Yürütücü: Uzman Sanat Psikoterapisti Bihter Yasemin Adalı
Mekan: Boğaziçi Üniversitesi

- Arı kendini rüzgara bıraktı!

Bazen "sadece dursam" diyorum. Kendini sükunete teslim etmiş bir duruşun akışında, sadece dursam... "Koşmanın içinde de bir durma var mı?" ritüel ile birlikte bunu merak ediyorum. Orada, o sürekliliğin içinde yankılanan bir durma... Kelimelerin, görüntülerin, soruların, türlü yılgınlıkların, umut edişlerin amaçlılığı arasında... "Sanırım daha fazla koşabilirim" dediğimiz o devinimin geçişkenliği içinde billurlaşan bir mevcudiyet... Koşmanın medidatif etkisi olduğunu nerede okuduğumu hatırlamıyorum, bence doğru, yürümek de öyle... Aktif meditasyonun aktarıldığı pek çok örnek var sonuçta. Geri dönüp baktığımda şunu farkediyorum, ritüelin temelinde üç farklı kanalda enerjimizi yayarak koştuk. Aktarımlı farkındalık, diye bir sıfat uyduruyorum.

Öncesinde, koşulacağını bilmiyordum. Bu bana, basitleştirmenin ne denli faydalı olduğunu hatırlattı. Koşarken koştum! Bu iyiydi! Sonrasında aklıma gelen temalar/ilgiler oldu elbette.  1) "Kimin için başarılı, fit, güzel ya da yetenekli görünmek istiyorum?" sorusu. Ritüelin teması "en iyi koşucu kim?" değil! Peki hayatta neden böyleyiz? "En iyi koşucu olma" ya da o koşucuya sahip olma isteğimizden vazgeçmemiz nasıl mümkün? 2) İstanbul'da yine hava koşullardan şikayet ederek geçirdiğimiz SICAK bir güne denk gelse de, bir gün önce "terlemenin toksin atıcı etkisi var" diye düşündüğümden, kendime güldüğüm de oldu. Hadi terle bakalım Evren! 3) Bir de duygusal zeka ile ilgili bir alıştırmaya götürdü beni. Yürürken nefesimizin farkına varıyoruz, her nefes alışta sayıyoruz.

Evren nefes alıyor. Doğa her zaman değişiyor. İlginç olan bu değişim hiç bir zaman aynı olmuyor. Değişim hareket içeriyor. Değişmek için yön almak zorundayız. Yönelmek zorundayız. Yön aldığımızda, ne olacağını tam olarak bilmesek de bir yere doğru hareket ediyoruz. Bir çıkış, bir başlangıç! Anlam arayışımız daima devam ediyor. Evet, doğanın anlamı içkin, kendinden, ama bizler, insanlar, anlam peşindeyiz. Birine ya da bir şeye anlam vermek, kendimizden bir anlam yaratmak istiyoruz. Birine ya da bir şeye anlamlı gelmek istiyoruz. Anlam bir çeşit aidiyet gibi. Keşke bir papatya gibi yapabilsek ya da çimenlerin üstünde duran, minik eflatun çiçeklerin arasındaki arı gibi rüzgara bırakabilsek kendimizi. Yanlış yapıp yapmadığımızı, hatalı olup olmadığımızı, konuşmalarımızın aptalca ya da gereksizce gelip gelmediğini, fazla ya da yetersiz görünüp görünmediğimizi ölçüp, sorgulamadan, öylece yüzümüzü güneşe dönüp durabilsek... Anlam arayışımız sürüyor. Çünkü ayakta kalmaya çalışıyoruz. Bazen sadece açlığımızı dindirmek için... Ekmek parası için... Her şeye karşın, kendimizi ve belki bize benzediğini sandığımız her şeyi, bir aitlik altında/yanında birleştirebilirsek, huzura ereceğiz sanki. Oysa ki, gerçek önümüzde, çabaladığımız "şey" bizi ele geçiriyor. Hiç ölmeyecekmişiz gibi, nefes alıp verdiğimizi bile unutuyoruz.

Bir süredir isteklerimizin doğru enerji ile hareket edip etmediğini ya da doğru kanala enerjimizi yönlendirip yönlendirmediğimizi soruyorum. Gözlemlediğim ve tanık olduğum, dahası bizzat yaşadığım olaylar bunu düşündürtüyor. Ritüele katılmak için bir niyet belirlediğimizde, bir adanmışlık oluşturduğumuzda, birinin iyiliğini istemenin ne denli zor olduğunu farkettim. Onun iyiliğini ne adına istiyordum? Evet, niyetlerdeki çoğulluk, bireyselden evrensele genişlerken, kişisel sınırları aşıyordu ama yine de, o niyet, kendi iç görümüzü harekete geçiren -ironik şekilde- bir anlam taşımıyor muydu? Ki buna kendi iyiliğimi istemek bile dahildi özünde. Suçluluk, hayal kırıklığı, anlayış, şefkat, adalet, vicdan olguları bireyler ve herkes adına gökyüzüne karışırken, hem kendimize, hem ötekine karşı geliştirdiğimiz bir yumak dağılıyordu. Yıpranan duygu tellerini akort etmeye, sıkışan zihin bulutlarını ferahlatmaya yönelerek koşuyorduk. İyi ki bu insanlar var! İyi ki şimdi buradayız! İyi ki dünyanın dört bir yanından kadim bilgiler hala akıyor. Doğa gibi, değişerek ve hareket halinde... Değişim, elden ele geçiş... Aktarım... Çimenin ne bildiğini ben bilebilir miyim? Ama ben görüyorum, çimendeki sigara izmaritlerinin saçmalığı ve gerçekliği aynı anda burada! Sevdiklerimizi korumaya çalışıyoruz. Kendimizi sevmenin bunun bir parçası olduğunu hatırlıyoruz. Çember bir yandan birleştirirken, bir yandan da bir kalkan gibi kuşatıyor. Aslında sınır belirsiz! Eller tutuştuğunda, kalpler, ruhlar, zihinler tutuşuyor; anıların, deneyimlerin, söylenen ve söylenmeyen her türlü bilginin geçişi sağlanıyor. Bunun bir işe yarayıp yaramadığını, başka bir deyişle bir anlamı olup olmadığını düşünmüyorum. Çünkü varız, buradayız! Bugün koştuk, söyledik, dans ettik, selam aldık, selam verdik ve birbirimize kanal olduk! Bu kadar! Arı kendini rüzgara bıraktı!

 

10.01.2023

Dönüşüm (solo dans) // Sorularımdan Korkmayın Ben Sadece Dramaturgum (performatif sunum)

Aynı akşam iki etkinlik 11 Ocak 2023 saat 20.30'da Duende Tiyatro'da


Dönüşüm
solo dans

Koreografi ve Performans: Esra Yurttut
Dramaturji: Evren Erbatur
Müzik: Gökhan Tanacı
Kostüm Tasarımı: Serpil Kapar
Süre: 15 dakika

Dönüşüm, içeri ve dışarı doğru çıkılan yolların süreci, benzerlikleri, aşamaları ve derinliklerinden beslenen bir yolun ve yolu yürümeye karar veren bir yolcunun hikayesidir. Sahnedeki dansçı kendi deneyimlerini bedenine aktarırken, içsel bilgeliğinin rehberliğini alıyor. Yolun getirdikleri, gösterdikleri içsel olan yolculukla harmanlanıyor. Halden hale geçiş, bazen hiçbir yere gitmeden çok uzaklara götüren, bazen de yer yer dolaştırıp hep yanımızda olan o diğeri ile birlikte açılan yolları gösteriyor. 

***

Esra Yurttut, 2004 yılından beri bağımsız olarak, çağdaş dans temeline oturan müzik, video ve tiyatro gibi farklı sanat disiplinler ile giriştiği ortaklıklar yoluyla projeler üretmektedir. Pek çok dansçı, müzisyen ve oyuncunun bir araya gelmesi ile bugüne kadar Zapturapt, Parantez, sOYUN, OnLaR, Kağıt Gemi, Saat Kaç gibi yurt içi ve yurt dışında sahnelenen gösteriler yaratmıştır.

www.esrayurttut.com


Sorularımdan Korkmayın, Ben Sadece Bir Dramaturgum 
performatif sunum

Tasarlayan ve Oynayan: Evren Erbatur 
Süre: 60 dakika (seyirci etkileşimli olduğundan süre aşımı olabilir.)

Dramaturji, beden, dans ve tiyatro konuları ile uzun yıllardan beri hem teorik hem pratik anlamda çalışan bir dramaturg/araştırmacı olan Evren Erbatur, yine bu alanlardaki deneyimini ve konumunu ele aldığı bir performatif sunu ile karşınızda. Erbatur’a göre dramaturji sadece sanatta değil, hemen her alanda "anlamın nasıl örüldüğünü" merak eder. Burada da ana hatları belirlenmiş bir kurgu, icra anında meydana çıkan ve çıkarılması teşvik edilen fikir, durum ve somut malzemelerle harmanlanır, seyirci ile daimi bir etkileşim kurarak, anlam üstüne bir oyun oynar. Oyun alanında kendisi olarak duran icracının amacı, bir dramaturgu oynamak değildir şüphesiz. Çalışma hayatı boyunca, hatta yürüttüğü dersler de bile bir koreografinin parçası olduğunu düşünen bu icracı, farkındalığını bir başka biçimde ifade etmek ister. Buradaki çaba, dramaturgun ne yaptığına ve dramaturjinin ne olduğuna ilişkin nüktedan bir yanıt olarak izlenebilir.

***

Evren Erbatur son yıllarda Çiçek Dürbünü Benzetisi İyimserce (2022, İpek Taşdan), Dönüşüm (2022, Esra Yurttut), Quito (2021, Hakan Polacanlı), Dumrul ile Azrail (2019, Mustafa Avkıran-Övül Avkıran), Sıfır Noktasındaki Kadın (2019 İpek Taşdan) projelerinde dramaturg olarak yer almıştır. Buna Bir İsim Versen?, Sorularımdan Korkmayın Ben Sadece Dramaturgum, Falso, Ormanlardan Hemen Önceki Gece, Kadın Oyunları, Pandora, Etin Sesi, Akademik Yaralanmalar, Döndüğüm An, Koridor, Yüzleşme gibi kendi projelerinde “dramaturjik yapı” fikrinden hareket ederek; hareket, söz, ses, mekân ve nesne arasındaki kavramsal olan ile fiziksel olanın ilişkisini araştırmaktadır. Ege Maltepe'nin yürütücülüğünde Viola Spolin doğaçlama tiyatro tekniği eğitimini içeren “Spolin-İst Oyun Okulu” oyuncularındadır.

www.evadus.blogspot.com 


22.05.2021

"Buna Bir İsim Versen?


Özgül Akıncı'nın "Sosyal Bilimlerden Sanata Performans Kuramı" başlığı altında, Khora Felsefe'de Mart ayında gerçekleştirdiği atölyesinin bir çıktısı niteliğindeki performatif sunum, 17 Mayıs'ta izleyici ile buluştu.


Sunum, "isimlendirme" üstüne yaşamsal süreçler, deneyim alanları, fiziksel ve zihinsel oluş kapasiteleri gibi çeşitli başlıklarda iz sürmekte ve çalışma sürecine devam etmektedir.

Demet Kurtoğlu Taşdelen'in "Kendini Varedebilme Etiği" adlı kitabının yakın okumasını içeren atölye sürecinden de -kitabın bütününden ve yazarın devinen felsefe yaklaşımından- ilham almıştır. 





16.05.2019

Woman Running with The River, The Myth of The River


A dancetheatre piece by Gonca Gümüşayak

Accademia Teatro Dimitri - Master of Arts in Physical Theatre, final piece


Choreography, Concept: Gonca Gümüşayak
Performance: Lia Schädler, Martin Durrmann, Gonca Gümüşayak
Video & Sound Editing: Adrien Borruat
External Eye: Evren Erbatur
Lights: Christoph Siegenthaler
Film assistant, Graphics: Silvia Sabogal
Technics: Adrien Borruat, Ayhan Malkoç

Music of Goran Bregovic, ‘Ederlezi" song is referenced, sang by Vale Völcker in the film material of the show. Music of Andrea Guerra  ‘Una Lettare Mai Letta’ is referenced. 
It is a dance theatre piece with no text. (+12 years old)




“Woman Running with the River” is about a new creation myth of humankind. The performance begins with an encounter of a woman and a man, starting from a learned patriarchal relationship. An unequal balance of power relation splits the woman’s integrity as a subject that makes her question and look for a change. She goes through a journey by the river where she discovers the equal ‘origin of life’. “The myth of the river” empowers her integrity and soul. - Gonca Gümüşayak-

“The permanent quest of human has always been to question the creation, to understand the nature and the universe. By the help of myth, the fiction and the reality intersects. The performance proposes a journey full of images inspired by the symbolic aspects of the myth. The present, the past and the future were brought together to establish a new present. Different layers were constructed from the parts to the whole, from the surface to the deep, from the visible to the invisible. The effort in the realization of “The Woman Running with the River” is a critique of the dictator that effects human’s actions and thoughts internally and externally, and the patriarchal system which dominates it.”  
- Evren Erbatur-

29.12.2018

http://bmkm.kadikoy.bel.tr/Etkinlik/Detay/sorularimdan-korkmayin-ben-sadece-bir-dramaturgum


Performatif sunum olarak tanımlanabilecek bu icra, dramaturgun ne yaptığına ve dramaturjinin ne olduğuna ilişkin nüktedan bir yanıttır. Dramaturji sadece sanatta değil ama hemen her alanda "anlamın nasıl örüldüğünü" merak eder. Burada da ana hatları belirlenmiş bir kurgu, icra anında meydana çıkan malzemelerle harmanlanır, seyirci ile daimi bir etkileşim kurarak, anlam üstüne bir oyun oynar. Birine "nasılsın?" diye sorduğunda "gerçekten soruyor musun?

18.03.2017

Göstergebilim, Alımlama ve Sahneleme Okuması İçin Yardımcı Kaynaklar


  • Eugenio Barba, Oyuncunun Gizli Sanatı, Tiyatro Antropolojisi Sözlüğü
  • Erwin Goffman, Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu
  • Elaine Aston & George Savano, Theatre as Sign-System/A semiotics of text and Performance
  • Fatma Erkman, Göstergebilime Giriş
  • Hasibe Kalkan, Tiyatroda Göstergebilim
  • Jhon Fiske, İletişim Çalışmalarına Giriş
  • Jhon Berger, Görme Biçimleri
  • Keir Elam, The Semiotics of Theatre and Drama
  • Martin Esslin, Dram Sanatının Alanı
  • Mark Fortier, Theory/Theatre an introduction
  • Mehmet Rifat, Göstergebilimin ABC'si
  • Marvin Carlson, Performans
  • Mehmet Rifat, Homo Semioticus ve Genel Göstergebilim Sorunları
  • Patrice Pavis, Languages of The Stage, Essays in the Semiology of the Theatre
  • Patrice Pavis, Gösterimlerin Çözümlenmesi
  • Patrice Pavis, Sahneleme
  • Roland Barthes, Göstergeler İmparatorluğu
  • Roland Barthes, Çağdaş Söylenler
  • Umberto Eco, Açık Yapıt
  • Umberto Eco, Yorum ve Aşırı Yorum
  • Umberto Eco, Alımlama Göstergebilimi
  • https://performansfikri.com/ (Semih Fırıncıoğlu'nın metinleri)
  • https://medyakulturvetoplum.wordpress.com/2010/03/26/gostergebilim/

Oyun Okuma ve Analizi İçin Yardımcı Okumalar


  • Aristoteles, “Poetika”
  • Aziz Çalışlar, Tiyatro Ansiklopedisi
  • George Thomson, “Tragedyanın Kökeni-Aiskhylos ve Atina”
  • Hülya Nutku, Oyun Yazarlığı
  • Joachim Latacz, “Antik Yunan Tragedyaları”
  • Lajos Egri, “Piyes Yazma Sanatı”
  • Nerio Tello, “Yeni Başlayanlar İçin Tiyatro Tarihi”
  • Oscar G. Brockett, “Tiyatro Tarihi”
  • Önder Paker, “Tiyatro Estetiği 1: Oyun Metninde Estetik Denge”
  • Özdemir Nutku, “Dünya Tiyatrosu Tarihi 1” ve “Dünya Tiyatrosu Tarihi 2”
  • Özdemir Nutku, “Dram Sanatı”
  • Özdemir Nutku, “Sahne Bilgisi”
  • Sevda Şener, “Yaşamın Kırılma Noktasında Dram Sanatı”
  • Sevda Şener, “Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi”

1.03.2017

Dramaturji İçin Yardımcı Okumalar

  • Zehra İpşiroğlu,"Tiyatroda Düşünsellik, Dramaturgiye Giriş",  Mitos Yay.1995
  • Zehra İpşiroğlu,"Dramaturjiden Sahne Çözümlemesine Tiyatroda Alımlama", Habitus Yay. 2014
  • Esen Çamurdan,“Çağdaş Tiyatro ve Dramaturji”,  Mitos Yay. 1996
  • Hülya Nutku, "Dramaturgi", Mitos Boyut yay. 2006 (2001)
  • "Sinema ve Televizyonda Anlatım Teknikleri ve Dramaturji", Hayalperest Yay. 2016
  • Cathy Turner, Synne K. Behrndt,“Dramaturgy and Performance”, Palgrave Mcmillan, 2008
  • Ed. Muzaffer Evci, “Dans Daima… Dans Üzerine Yazılar”, 2002, Ankara
  • Dramaturg kimdir? – Selen Korad Birkiye
  • Zehra İpşiroğlu ile Dramaturji Üzerine Söyleşi, Tijen Savaşkan, www.sahnetozu.com
  • Dramaturji, Esen Çamurdan, www.tiyatro.org // Tiyatro Tiyatro Dergisi Ocak 1995
  • Eugenio Barba, “The Nature of Dramaturgy: Describing Actions at work“, New Theater Quarterly
  • Brian Quirt, “Dance and Dramaturgy”, The Dance Current Magazine vol.1 Haziran 1998.
  • Debbie Shapiro, “Dancing Around Dramaturgy”, 2012 (www.thinkingdance.net)
  • Ed. Scott de Lahunta “Dance Dramaturgy: Speculations and Reflections”, Dance Theatre Journal, 2000.
  • Susanne Traub,  “Dans Dramaturjisi: Eleştirel ve Söylemsel bir Pratik”, Mimesis Çeviri Gökhan Gökçen, Şubat 2011
  • Diana Theodores, “Choreographing the Question: A dramaturg and a choreographer in dialogue”, Dance Theatre, an International Investigation, MoMentum conference, 1999.
  • Bonnie Marranca, “Dancing the Sublime, Conversation with Raimund Hoghe”, PAJ: A Journal of Performance and Art, 2010. (www.raimundhoghe.com)
  • Cynthia J. Novack, “Bedensel Devinim Kültüreldir”, Çev. Cemal Demircioğlu, Mutlu Öztürk, Bilim ve Mühendislik Dergisi, sayı 2, Mart 90, İstanbul
  • Yay. Haz. Şebnem Selışık Aksan, Gurur Ertem, “Yirminci Yüzyılda Dans Sanatı”, Boğaziçi Üniversitesi Yay. 2007, İstanbul
  • Haz. Alain Corbin, J.J. Courtine, Çev. Saadet Özen, Bedenin Tarihi 1, 2, 3, YKY Yay. 2006, İstanbul
  • Hasibe Kalkan Kocabay,“Tiyatroda Göstergebilim”, E Yay., 2008
  • Patrice Pavis,“Gösterimlerin Çözümlenmesi”, Dost Yay., 2000
  • Martin Esslin,“Dram Sanatının Alanı”, Yapı Kredi Yay., 1996
  • Elaine Aston,“Theatre as sign-system: a semiotics of text and performance”, Routledge, 1991.
  • Anne Hübertz Eriksen,“Dance Theatre & Dramaturgy”, MA Physical Theatre, Dept. of Drama and Theatre, Royal Holloway, University of London, 2001

Yaratıcı Drama İçin Yardımcı Okumalar


  • "İlköğretimde Drama - Kuram ve Uygulama (Hümanist Eğitim Programları İçin)", Ruken Akar Vural, Pegem Akademi Yayıncılık, 2011
  • "Eğitimde Yaratıcı Drama", Ömer Adıgüzel, Naturel Yay. 2011
  • "Yaratıcı Drama", Zülal Bozdoğan, Nobel Akademik Yayıncılık, 2006
  • “Yaratıcı Drama Öğretmenimin Günlüğü”, Tülay Üstündağ, İstanbul: Pegem A. Yayınları, 2004.
  • “Çocuk Eğitiminde Yaratıcı Drama”, Mübeccel Gönen, Epsilon Yay. 2009
  • “Eğitimde Yaratıcı Dramaya Merhaba”, Mahiye Morgül, Kök Yayınevi.
  • “Drama With Children”, Brain Geraldine Siks, University of Washington, Harper & Row Publishers, NY.
  • “Development Through Drama”, Brian Way, Humanities Pres. England, 1973 (1967).
  • “Yaratıcı Drama Etkinlikleri”, Mete Akoğuz, Final Kültür Sanat, 2011
  • "Eğitimde Drama Uygulamaları(Okul Öncesi ve İlköğretimde)", Sedef Uzgören, Nobel Akademik Yay. 2013
  • "Drama ve Okul Tiyatrosu, (Okul Öncesinden Üniversiteye)", Kemal Oruç, Mitos Boyut Yay. 2013
  • "Çocuklar için Tiyatro ve Drama Eğitimi", Yılmaz Arıkan, Pozitif Yay. 2013
  • http://www.yaraticidrama.com/kaynak/ (Prof. Dr. İnci San'ın 7 makalesi yer almaktadır.)
  • "Tiyatro nedir?", Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, Mitos Boyut Yay.2006
  • "II. Meşrutiyetten Cumhuriyete İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Onun Eğitim ve Eğitimci Kavramları ile İlgili Düşünceleri", Yrd. Doç. Dr. Hamza Altın, Kilis 7 Aralık Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü
  • "Çağının Önünde Koşan Bir Aydın: İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu", Mehmet Güngör, Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 1, Haziran 2008, ss. 54-64.
  • "İsmail Hakkın Baltacıoğlu'ndan "Eğitim"e Yaklaşımlar",Yrd. Doç. Dr. Abbas ÇELIK, EKEV Akademi Dergisi, c. 3 sy. 1 - Bahar 2001
  • "İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu'nun Okul Tiyatrosu Konusundaki Görüşleri", Prof. Dr. Sevda Şener, "Oyundan Düşünceye" içinde, s.220-229, Gündoğan Yay. 1993
  • "Nasıl Bir Çocuk Tiyatrosu", Prof. Dr. Sevda Şener, "Oyundan Düşünceye" içinde, s.230-233, Gündoğan Yay. 1993
  • "Tiyatronun Kaynağına İlişkin Kuramlar", Prof. Dr. Sevda Şener, "Oyundan Düşünceye" içinde, s.9-43, Gündoğan Yay. 1993
  • “Oyun, Tiyatro, Drama İlişkisi”, Bülent Sezgin, BGST Yay., 2015
  • "Humo Ludens: Oyunun Toplumsal İşlevi Üzerine Bir Deneme", Johan Huizinga, Çevirmen: Mehmet Ali Kılıçbay, Ayrıntı Yay. 1995
  • "Oyun ve Bügü : Türk Kültüründe Oyun Kavramı", Metin And, YKY, 2003
  • “Niçin Oyun?”, Mücella Uluğ, İdeal Kültür ve Yay., 2013
  • "Oyun ve Gerçeklik", Donald W. Winnicott, Çevirmen: Saffet Murat Tura, Metis Yay.2007
  • "Oyun Yetişkinler İçin Neden İhtiyaçtır", Lenore Terr, Çevirmen: Murat Köseoğlu, Literatür Yay. 2005
  • Oyun, Oyunbazlık, Yaratıcılık ve İnovasyon, Patrick Bateson, Paul Martin, Çevirmen: Songül Kırgezen, Ayrıntı Yay. 2014
  • “Bir Dünya Sembolü Olarak Oyun”, Eugen Fink, Çevirmen: Necati Aça, Dost Kİtabevi, 2015
  • “Oyunun Ontolojisi”, Yücel Dursun, Doğu-Batı Yay. 2014
  • “Oyunlarla Okuma Yazma”, Alpaslan Durmuş, Bilgitek Yay. No 2, 2005
  • “Her Güne Bir Oyun”, Itır Arda, YKY, 2004
  • “Çocuk Oyunları 1-2”, Selçuk Yıldırım, Uğurböceği Yay. 2003
  • “365 Yaratıcı Oyun”, Judith Gray, Sheila Ellison, Pozitif Yay. 2008
  • “ Eğitim Oyunları 1-2”, Gülbeniz Akduman, Zeki Yüksekbilgili, Hayat Yay.2014/2015
  • “101 Drama Oyunu: İlköğretim Derslerinde”, Paul Rooyackers, Çev: Bengi Şen, Esin Yay, 2009.
  • “Doğaçlama İçin El Kitabı”, Koray Tarhan, Mitos Boyut Yay. 2013
  • "Doğaçlama Tiyatro Yöntemi", Ruth Zaporah, Çevirmen: Özge Tomruk, Mitos Boyut Yay. 2012
  • "Sahnede Yaratıcılık - Spontanite Tiyatrosu", Deniz Altınay, Epsilon Yay. 2015
  • "Improvisation for Theater", Viola Spolin, Northwestern University Press. 1999
  • “Theatre Games For The Classroom, A Teacher’s Handbook”, Viola Spolin, Illinois: Northwestern University Pres, 1986.
  • "Viola Spolin'in Tiyatro Anlayışı ve Dramayı Kullanımı", Erkan Uyanıksoy, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üni. Sosyal Bilimler Enst. 2007 (pdf olarak temin edilebiliyor.)
  • “Düşünmeyi Öğrenme ve Öğretme: Düşünce Korkusu”, Zehra İpşiroğlu, Papirüs, 2003.
  • “Eğitimde Yeni Arayışlar”, Zehra İpşiroğlu, Adam Yay, 1997.
  • “Gelin Çocuklar Birlikte Düşünelim”, Zehra İpşiroğlu, Adam Yay. 1998
  • “Yaşayarak Öğrenme İçin Eğitim’de Drama”, Alev Önder, Epsilon, 1999.
  • “Çocuklarla Tiyatro: Eğitim’de Tiyatro”, Nihal Kuyumcu, Papirüs, 2002.
  • “Oyun Çocuk Tiyatro”, Özdemir Nutku, İstanbul: Özgür Yayınları, 2006
  • “Masal Terapi”, Judith M. Liberman, Doğan Novus, 2015
  • "Oyun Terapisinin Temelleri", Charles E. Schaefer, Çevirmen: Banu Tortamış Özkaya, Nobel Yay. 2013
  • “Sanat Psikodrama”, P. Asena Yurtsever, Okuyanus Yay.2014
  • “Sanat Psikolojisine Giriş”, Sıtkı M. Erinç, Ütopya Yay.2000
  • “Çocuk Psikodraması”, Deniz Altınay, Nobel Yay,2007/Sistem Yay. 2009
  • “Psikodramada 400 Isınma Oyunu”, Deniz Altınay, Epsilon Yay.
  • "Duygusal Zeka",  Daniel Goleman,  Çevirmen: Banu Seçkin, Varlık Yay. 1998
  • "Sosyal Zeka", Daniel Goleman, Çevirmen: Osman Deniztekin, Varlık Yay. 2007
  • “Yaratma Cesareti”, Rollo May, Çevirmen: Alper Oysal, Metis Yay. 2013
  • "Varoluşun Keşfi", Rollo May, Çevirmen: Aysun Babacan, Okuyanus Yay.2012
  • "Kendini Arayan İnsan", Rollo May, Çevirmen: Kerem Işık, Okuyanus Yay. 2013
  • “Yaratıcı Yazmanın Hazzı”, Gülayşe Koçak, Alfa Yay. 2013
  • “Akıl Haritaları,” Tony Buzan, Boyut Yay. 2009
  • “Yaratıcı Zekanın Gücü”, Tony Buzan, Çevirmen: Beyhan Kurt, Epsilon Yay. 2001


25.12.2016

SPOLİN ATÖLYESİ ÜZERİNE İZLENİM: YARATICI SORUMLULUK, ÖZGÜRLEŞME VE SPOLİN TEKNİĞİ

(http://www.tiyatrodergisi.com.tr adresinde yayınlanmıştır.)

Bu yazı, 02 Haziran - 13 Haziran 2016 tarihleri arasında toplam 30 saat içinde katıldığım Spolin Atölyesi sürecimin iz düşümüdür. https://spolinist.com/ adresinden SPOLIN-IST kurucusu Ege Maltepe ve oluşumun çalışmalarından haberdar olunabilir. 

Özetle söylemem gerekirse, V. Spolin tekniği benim açımdan oyuncunun dönüşüm hikayesinde bir yer ediniyor. Oyuncunun hazırlık, prova ve gösteri aşamalarının hepsinde, farklı ihtiyaçlara göre şekillendirilerek her şey olabilme potansiyelini ortaya çıkarıyor ve ona destek oluyor. Atölyedeki konuşmalarda dönüp dolaşıp gelinen önemli noktalardan biri, yaratıcılığın paralize olmasına neden olan onaylanma kaygısının kişisel özgürlüklere ket vurması oldu. Bununla birlikte ortaya çıkıyor ki, Spolin tekniği, oynayanı aktif olarak şimdiki zamana getirip, orada tutarak -hafıza ve imgelem yoluyla geçmiş ve gelecek arasında bir köprü kursa da- alışkanlıkları kırmaya, koşullardan ve onaylardan sıyrılmaya sevk ediyor. Bütün algın ile orada olmayı sana izinli hale getiriyor. Önce kendiğilinden ve farketmeden, sonra bilerek ve güdülenerek oyun, araştırma, keşif ve merak sürecine giriyorsun. 
Burada o -sanat çalışmaları olsun kişisel gelişim çalışmaları olsun - hep aradığımız zihin, beden ve duygu bütünlüğüne giden bir yol görüyorum. "Yazar üç boyutlu bir dünya yaratıyor." demişti bir çalışmada Ege Maltepe, ve bu dünya kafanın içinde değil. Oyuncu olarak, bu dünyayı dışarda canlandırman gerekli, seyircide de canlanması için. Ve bu dünya duyusal bir dünya. Karakter söylediklerinden ibaret değil. Seyredene anlatmak için değil, kendin deneyimlemek üzere oynuyorsun. V. Spolin bunu “show us, don't tell” olarak ifade etmiş... Seyirciye oynamadığında oynadığın şeyin, ona açılıyor olması çok hoş bir karşıtlık değil mi? Tekniğin, sorduğu temel sorulardan biri; oyuncuların konsantrasyonu tam mıydı değil miydi? Oyuncu olarak odakta kaldın mı? Kalmadın mı? Sorusu idi. Bu fark izlemeyi etkiliyor. Doğru ya da yanlış üzerinden değil, oyuncunun adaptasyonuna katkı sağlamak, oyuna angaje olmasına destek olmak üzere yaklaşımını kuruyor. Bu ise, oyuncuya, yönetmene, tasarımcılara ve seyircilere yaratıcı bir dünyanın çok boyutlu kapısını açıyor. 

Atölye boyunca duyu farkındalığı, mekan, nesne, oryantasyon, imgelem, boşlukla oynamak, boşlukta eylem ve nesneler, ikili, tekli ve grup alıştırmaları, odak/konsantrasyon başlıklarında toplayabileceğim, birbiri ile eklenen alıştırma ve oyunlar yer aldı. Bu yazıda alıştırma ve oyunların ne olduklarını ve işleyişlerinden çok, atölye sürecindeki önemli kavramları, bu kavramların eski ve yeni deneyimlerim ölçüsünde nesnel ve öznel, teorik ve pratik açılımlarını aktarmaya çalıştım. 
Spolin atölyelerinde ilk alıştırma her zaman teşhir adını taşıyan, eyleyenin izleyene doğrudan baktığı bir alıştırma ile başlıyormuş. Biz de böyle başladık. Bakıyor ve bakılıyor olunan kısa bir süreç bu. Bu ilk alıştırmadaki sürecin yöntemin bütününde gerek izleyici-oyuncu, gerek oyuncu-oyuncu, gerek oyuncu-nesne ilişkilerinin hepsinde yer aldığını çalışma boyunca kavrıyoruz. Bunun içerdiği şeyi, farkındalık, konsantrasyon, konumlandırma, neredeyim? kimim? ne yapıyorum? sorularına fiziksel olarak verilen yanıtlar bilgisi olarak özetleyebilirim. Yine pek çok alıştırmada olduğu gibi, ayrıca "kabul" kavramı aklıma geliyor. Görme ve görülme eylemlerini analiz eden bu ilk çalışma ve sonrasında yapılan farkındalık ve nesne çalışmaları, özne-nesne ikiliğini yeniden konumlandıran, bilinç, algı ve deneyim üzerine çalışmalar yapmış olan filozof Maurice Merleau-Ponty ismini hatırlatıyor. 
Temel alıştırma dizilerinden birini duyu farkındalığı üzerine yapılan alıştırmalar oluşturuyor. Atölyenin yoğun programında, farkındalık çalışmalarının farklı atölyelerde konu, seviye ve deneyim gözetmeksizin başta tutulan çalışmalar olduğunu farkettim. İlgimi çeken bu durumun açıklaması net ve basit aslında. Farkındalık çalışmaları seni kendine getiriyor. O ana taşıyor. Kafanın içinde değilsin. Koşulsuzca bakıyorsun kendine ve çevrene, kişilere ve şeylere. Ege Maltepe’nin hatırlattığı gibi “etiketlemeden”. Böylece değişime de açık hale geliyorsun. Oyuncunun kabusu olan seyirci korkusu ve zihinde oynama telaşı kayboluyor. Koşullara bağlı olarak değil, sadece oynamak için oynandığından, beğeni kaygısı da kendiliğinden yok oluyor. Evet, belki hemen değil, ama zamanla... Gerçi alıştırmalar seni bu duruma hemen adapte edebilecek nitelikteler ve sanırım etkileri bu yüzden kısa süre içinde hissedilebiliyor. Katılımcılardan biri, atölyeyi şifa olarak tanımlıyordu, bu yüzdendir belki.

Bu alıştırmalar sürerken, duyu, duygu ve koşulsuzluk arasında bir ilişki olduğunu farkettim. Duyuları sadece kendi olarak almanın farklılığı üzerine sorular oluştu. Duyguları koymaksızın ya da duyudan duyguyu arındırarak duyunun farkına varmak. Bu neye yol açabilirdi? Ayrıca, alıştırmaların hemen hepsinin altında bulunan "dinleme" eyleminin yeri dikkat çekiciydi. Sadece kulak ile yapılan bir eylemden söz etmiyorum. Partnerleri ve şeyleri duyumsamak üzere yapılan ve tüm duyuların açık bırakıldığı bir dinleme, aktif olarak sadece seni değil, sahneyi, tüm yapılanı şimdiki zamana taşıyan unsurlardan biri haline geliyor. Böylece senin teslim bırakışınla, daha kapsamlı bir alan açılıyor. Oynayanlar ve izleyenler için. 

Hem bireysel hem grupça uygulanan göz önünde canlandırma diye adlandırılabilecek imaj/imgelem alıştırmaları da önemli yer tutuyor. Buradan bana geçenlere baktığımda, "kişi bir bütün" diye geçiyor aklımdan. O yaşa kadar getirdiği her şey ile sahnede yer alıyor. Canlı. Tek başına ya da grup içinde bir yer, bir alan kaplıyor. Bir yaşam deneyimi var. Aklıyla, zihniyetiyle, duyularının getirdikleriyle, belki duyu yitimi var onda kim bilir, neler yaşadı, gördü, dinledi, izledi, tanık oldu şimdiye kadar. Bununla birlikte, o, bir kişi olarak başlı başına bir deneyimi ve bir potansiyeli gösteriyor. Bir oyuncunun, sadece buradaki çalışmalarda değil, kendi sürecindeki önemli düşüncelerden biri bu kanımca. Genel anlamda da Spolin, hali hazırdaki havuzu kullanmayı, tek bir şeye kitlenmeyi, duygu ve/veya hatıradan yola çıkmayı tercih etmiyor. Bence bu şekilde seçenekler sonsuz, neredeyse sonsuz! Çünkü çalışırken sende olan bilgiler tomurcuklanıyor. Hatırlama bu alıştırmalar için farklı bir şekilde kullanılmış oluyor. Deneyim birebir yaşadığın olmak zorunda değil. Ama kelimenin tam anlamı ile tüm duyularına zamanında hitap etmiş olan şeylerin, sende biriken yerden çıkmasına izin vermeye dair bir yöntemin içindesin. "Bir takım şeyler kendiliğinden doğacaktır", diye not almışım!

Özellikle “göz önünde canlandırma" alıştırmalarında, seçilen şey (nesne, yemek, madde, konu) grubun ortak kararı olsa da bireysel olarak herkes farklı şekilde uyguladığı için, bambaşka veriler ortaya çıkıyor. Bu hem seyreden (oyuncu partneri, yönetmen, seyirci) açısından, hem de oyun kurma sürecine geçildiğinde malzemelerin seçilmesi sırasında çok yararlı, zengin bir çeşitlilik sunacak. Bir de, örneğin bir madde seçildi, “kar” diyelim. Oynamak üzere onu seçtiğinde, karın sana gelişi sadece kar değil, kar ile kalmıyor. Bir zaman ve mekan algısı, bir tür bütünlüklü duyumsama ile birlikte geliyor. Hatta belki farklı zaman/mekanların bilgileri üst üste birkaç tane, tıpkı bir deneyim kolajı gibi, o anın şimdisinde buluşuyor. Bunlara izin verdikçe canlanan, gerçekleşen bir atmosferin parçası oluyorsun. Canlı bir oyuncu olmanın yanında, oyunu var eden bir canlı oluveriyorsun. Bu durum bana oynarken, çok kıymetli, değerli ve zengin geldi. Sana işlemiş bir şeyleri ortaya döküyorsun, bir reaksiyon süreci başlıyor, ve bunu görüp, koklayıp, o anda bir stüdyoda gösteriyorsun. Ben bunları yazarken bile, ortasında durduğum o beyazlığın aydınlığını, serinliğini, o serin havanın burnuma ve yanaklarıma deyişini, ağaçları, sakinliği ve sessizliği hatırlıyorum. Burada ilginç bir şekilde, oynananın psikolojisine yönelmiyoruz. Sözü edilen ve uygulanan çalışma, genel anlamda da fiziksel bir sanat formu, duygusal ya da entelektüel değil. O aşamanın tercih edildiği bir süreç nasıl oluşturuluyor? merak ediyorum doğrusu. 

Doğaçlama söz konusu olduğunda “hayal gücüne evet de” mottosuna bağlı kalarak, soyut ve somut anlamda sınırların yok olduğu bir durumla karşılaşılıyor. Burada dikkatimi çeken iki farklı noktadan söz etmek isterim. Doğaçlamalarda ortaya çıkan figürler, örneğin toplumsal cinsiyet açısından bakıldığında oyuncunun o sahneye taşıdığı kendi algısından izler taşıyor. Bu izleri apaçık şekilde gördüğünüzde, bunları tartışmaya açmak için de yeni bir alana sahip olduğunuzu farkediyorsunuz. Eylemlerin yapılış tarzı algılayış ile ilgili ve eylemler bir takım davranışlar haline geldiğinde Kim? Hangi davranış? Nerede? gibi soruları yanıtlamak daha derin bir anlayışı beraberinde getiriyor. Figürlerin/kişilerin getirdiği kalıpları tartışmak da elinizde, bu kalıpları kırmak ve yeniden yaratmak da… Örneğin, bir doğaçlama sırasında, en uzun kişinin çocuk, kadının baba, erkeğin anneyi canlandırmasını sağladık. İlginç bir çalışmaydı. İkinci nokta ise, bir doğaçlamaya getirilen malzeme ve yukarıda belirtmiş olduğum bilgi ve deneyim birikiminin ortaya çıkması ile ilgili. Çıkış noktasını mekândan alan doğaçlamalarda karşıma çıkan bir konu oldu bu. Mekân bir mağara, tavan arası, mutfak, cami, kiler, cafe, berber ya da orman olabilir. Bir kültüre ait özellikleri kendi yaşam deneyiminde olmasa bile bilmek ya da bildiğin hali ile kullanmak, oluşturduğun yere ve kişiye ait bir bilgi yaratılmasına neden oluyor. Mekânın karakteristiği oraya özgü bir nesneler bütünü, ilişkiler bütünü ve karakterler meydana getiriyor. Bunların hepsinin arasındaki ilişkiler ise, sahneyi ya da oyunu… 
Boşluğu şekillendirmek çalışmada önemle ve özenle üzerinde durulan bir başlık. V. Spolin boşluğun bilinçaltının izdüşümü olduğunu söylüyor. Boşluğu çok kullanıyor. Aklıma bu alıştırmalar sırasında, François Cheng'in "Boşluk ve Doluluk" adlı kitabı geldi. Uzakdoğu felsefesine yakın buldum buradaki fikri. Boşluk görünür kılıyor. Sadece boşluk alıştırmasında değil, örneğin tüm doğaçlamalarda boşluktan her şeyin gelebileceği bilgisi var. Kendinle sınırlı değilsin, o andaki aksesuar ya da giysilerle ya da mekânla sınırlı değilsin. Burada yine her şey olabileceği ve olunabileceği bilgisine rastlamış oluyoruz. Boşluğun seni desteklemesine izin verdiğinde, böylece seni taşıyan bir şeye dönüşüyor, sen de dönüşüyor ve dönüştürüyorsun. Ayrıca, boşluk nesnelerinin varlığı, aksiyonun varlığını kendiliğinden ortaya çıkartıyor. Bilinmeyeni araştırma... ve bu araştırmanın içinde ne kadar rahatız? Boşluk ile oynamak bir özgürlük, özgüven ve hayal gücü alanı açıyor. Kendinin ötesindeki sana ulaşmak. Müthiş eğlenceli. Evet, başlangıçta korkutucu çünkü hata yapma riskinin yarattığı baskıyı alt etmek kolay değil ve evet kafa karıştırıcı ama zamanla boş verdikçe, hayal ettikçe ve gerçekte o anda tüm yaptıklarının varlığına kendini açtıkça, sınırsızlıkla oynamanın keyfi ortaya çıkıyor. Dahası bunu paylaştığın bir grup insan var. Yalnız da değilsin. Grup, tutunabildiğin bir dala dönüşüyor ve birlikte yaratmanın hazzı eğlenmeye... 
Boşlukla oynama sürecinde tekrarlanan takip edeni takip et yönergesi bu açıdan güçlü bir yer ediniyor. Çalışma esnasında çözüm bulmaya, uygulamaya devam etmeye, katmaya ve katılmaya seni meylederken, egoyu alt eden bir algı değişikliğine sokuyor. Yazının başında seyirci ve oyun arasında gerçekleşen hoş karşıtlık örneğinde belirttiğim gibi, oyuncu bunu farkettiğinde kendini grup içinde "yok ettiğini" sanırken, parlamaya başlıyor. Benim yaptığımın önemi yok da, orada ne oluyor ve ben bunun bir parçası nasıl oluyorum? Buradaki durum, bana oyun okuma derslerinde sorduğum "Bu oyunun oyuncusu olarak, sence, nasıl bir dünyanın parçasısın?" sorusunu hatırlattı. Benim için takip edeni takip et yönergesini gerçekten yaptığım zamanlar, bunun ne anlama geliyor olduğunu deneyimlediğim zamanlar çok eğlenceliydi. Kendimi kendime, o anda olmakta olana teslim ettiğim zamanları farketmek tam bir keşifti. 
Bu şekilde bakıldığında, doğaçlama çalışmasının özü güldürmelik canlandırmalardan, yoğun taklit ve tiplemelerin yer aldığı gösterilerden öteye taşınmış oluyor. Doğaçlama, eğlence değil, bir sanat biçimi olarak kendini duyuruyor. "Bir zihin ya da zihniyet durumu." Beraberce tüm grup bir arayışın içindeler ki tiyatro kolektif bir şey... "Çoklu özgürleşme" diye adlandırdığım bu durum eğlencenin olmadığı anlamına gelmiyor, aslında gülmek bu çalışmalara çok yakışıyor. Zaten, oyun oynamak ve oyunsuluk temel öğelerden biri. Bununla ilgili olarak, birbirileriyle eş düzeyde ilgili iki kavramı potansiyel ve inisiyatif olarak görüyorum, atölyede. Görünür olmak, sahnede kolektif bir eylem. Yönetmen ise bir trafik polisi değil. Oyuncuların inisiyatifine alan açan Spolin tekniği gönüllü ve yaratıcı sorumluluktan besleniyor. Oyuncunun, birey ve/veya grup olarak bir şeyin parçası olması, parçası olduğu şeyin taşınmasındaki kaliteyi etkiliyor. 
Spolin çalışmalarında oyunun yeri denilince, güven, kendiliğindenlik, saçmalamak, konsantrasyona destek, birlikte iş yapmak, rahatlama gibi kavramlar aklıma geliyor. Ayrıca, bir matematik söz konusu burada, çünkü kurallar ve aynı anda uyulması gereken yönergeler var. Yönergeler basit olsa da grup çalışması içinde düzene sokulmuş bir karmaşa yaratılıyor. Ayrıca, "lider bir oyun arkadaşı". Bu his, herkesi oyun arkadaşı haline getirirken, yukarıda sıraladığım özellikleri barındıran bir ortam sağlamış oluyor. 
Şaşırmaya izin vermek atölyenin her an her yerine sinen öğelerden biri. Bu bana yine "kabul" kavramını çağrıştırıyor. Esnek ve değişime izin veren bir süreçte hata, yanlış, beğenmeme gibi alışıldık ve hem zihni, hem bedeni katılaştıran kavram/durumlar yerlerini denemeye, yapmaya, araştırmaya, içermeye, kapsamaya bırakıyor. Örneğin bir doğaçlama alıştırmasında, oynayan bir arkadaşa gülme geldi, doğaçlama ile ilgisi yoktu ve ilk etapta konsantrasyonu bozulmuştu. Ancak devam etmesi de gerekliydi. Bu gülmeyi de oyununa getirdiğinde, onu engellemediğinde ya da onu görmezden gelmediğinde, oynadığı durum ve ilişki başka bir hal aldı. Konsantrasyon geri gelmekle kalmadı, yeni tepkiler ortaya çıktı. 

No motion kavramı ve alıştırması atölye boyunca beni derinden etkileyen bir alıştırma oldu. Bu alıştırmanın özünde, Türkçeye hareketsiz olarak çevrilebilecek kavramın, yapılan eyleme eklenmesi söz konusu. Sezgi, atmosfer, ruh hali gibi kelimelerle yan yana düşündüğüm bu alıştırmanın, eylemi bir bütün olarak daha canlı bir hale getirdiğini, eylemi/davranışı bir oluş içine soktuğunu, bedeni ve zihni belli bir gerçekliğe ait bir tepki vermeye açık hale getirdiğini söyleyebilirim. Böylece hem oynayanı, hem oynananı tipikleştirmeden uzaklaştırmış oluyor. Kanıksanmış hareketi özelleştirip, senin kılıyor. Söz gelimi, 81 yaşındaki birini oynamıyorsun da 81 oluyorsun! Bu özellikleri ile Türkçeye cisimleştirme, şekillendirme olarak çevrilen embodiment kavramı ile bağ kuruyorum. Kişisel olarak beden dramaturjisi çalışmaları açısından da daha ilginç bir yere oturuyor.

Yazı boyunca sözünü ettiğim kavramlar ve uygulamalar birlikte işledikleri bir sistemin unsurları olarak görülmelidir. Birini diğerinden ayrı tutmak ya da birine diğerinden daha çok önem atfetmek gereksizdir. Elbette, farklı ihtiyaçlara göre farklı alıştırmalar ele alınıp uygulanabilir. Yaratıcı drama, farkındalık çalışmaları, iletişim eğitimleri, temel oyunculuk alıştırmaları açısından aşina olduğumuz bir referansı zaten oluşturmuştur. Bununla birlikte, atölyede benim gördüğüm, tekniğin gelişimi açısından hepsinin ayrı bir yeri olduğudur. 

Burada önerilen çalışmalar dahil olunup, kullanılabilecek, zenginleştirilebilecek bir yöntem sunmaktadır. Bir yandan var olan bilgi/deneyimlerle ilişki kurulabilirken, diğer yandan oyunculuk temelli sahne çalışmalarındaki zemini sağlamlaştırmaya izin verir niteliktedir. Ayrıca, gerek oyunculuk, gerekse iletişim odaklı çalışmalara yeni başlayanlara bütünlüklü bir giriş önerir. Umuyorum ilerleyen süreçte farklı aşamalarını tanıyıp, özellikle bir gösteri yaratmadaki yerini deneyimleme fırsatı bulabilirim.